Varto’dan Kobanê’ye, Kobanê’den Sur’a

 

Sur’da 2 Aralık 2015’ten bu yana “sokağa çıkma yasağı” devam ediyor. Tarihi surların arasında aylarca bir soykırıma karşı direnenler, canını ortaya koyanlar kimdi? Her birinde ayrı bir hikaye saklı bu gençlerden biri de Ahmet Gökalp’ti (ReberVarto). Reber, Kobanê’de yaşanan DAİŞ saldırılarına karşı 28 Şubat 2015 tarihinde YPG’ye katılır.


Henüz 18 yaşında olan Ahmet Kobanê’de cephe sorumluluğu yüklenir. Kobanê’de DAİŞ’le girdiği bir savaşta ağır yaralanan Ahmet, 23 gün boyunca tedavi görür. Tedavi olduktan sonra Sur ilçesinde başlayan öz yönetim direnişine de öncülük eden Ahmet, çevresinde bulunan YPS’lileri etkilemeyi başaran bir kişiliğe bürünür. Herkesin hayranlıkla takip ettiği Ahmet, DAİŞ çetelerinin gerçekleştirdiği vahşete karşı sessiz kalamadığından önce Kobanê’ye gider ardından Sur’a gelir.
Ahmet 10 Mart 2016 tarihinde yaşamını yitirdi. Ahmet’in cenazesi ise 3 ayın sonunda 10 Mayıs’ta defnedildi. Ortaokul ve liseyi başarıyla tamamlayan Ahmet, Fen Lisesi sınavlarına girerek Türkiye 12’ncisi olur. Tüm okullar tarafından istenen Ahmet, bulunduğu şehirde liseyi bitirir. Liseyi bitirdikten sonra “hayallerinin katledilen çocuklardan değerli olmadığını” ifade etmiş. Ailesine giderken bir mektup bırakan Ahmet, her gün televizyonlardan takip ettiği DAİŞ saldırılarının uykularını kaçırdığını ve artık yaşanan katliamlara sessiz kalamayacağını vurguluyor.

‘Bir Kürdün daha ölmesine göz yumamam’

Herkes gibi kendisinin hayallerinin olduğunu da vurgulayan Ahmet mektubuna şöyle devam ediyor:

“Evet şimdi bu yazdıklarımı okuyan sizlere söylemek zorundayım ki her insanın bir hedefi vardır. Bir amacı vardır. Gitmek istediği bitirmek istediği yollar vardır. Kimisi okuyup doktor olmak ister kimisi avukat kimisi öğretmen, avukat, savcı, çöpçü, baba, anne olmak ister. Ben de hep okuyup bir doktor olmak isterdim imkanlarım elverişliydi ama bu son zamanlarda bu lanet olasıca İş-İt çıktı çıkalı uykularım kaçar oldu. Her haberleri izlediğim anda sürekli bu canilerin yaptığı vahşetle karşılaşıyordum. Benim şu anda dağda olmamın tek sebebi varsa o da bunları kabul etmeyişimdendir. Kobanê’de, Rojava’da, Şengal’de ve Roboski’de olanların hepsi birbirine eş ve aynı katliamlardır. Ben bir Kürdün daha ölmesine göz yumamam. Umarım bir gün bu savaşların bittiğini görürüm ve umarım bir gün insanlık yeniden doğar.”

‘Kürdistan’daki saldırıları kırmak için bir aradayız’

Ahmet’le Sur’da bir röportaj aracılığıyla tanıştık. Röportaj almak istediğim YPS’linin Reber Varto olduğu söylendi. Yanına gidip “Sizinle bir röportaj yapmak istiyorum”  dediğimde önce çekinerek başkalarını önermiş ancak sonunda kendisi vermeyi kabul etmişti. Röportaj yapmak için tarihi bir evin merdivenlerinde oturdu. Ben de karşısına geçip sorularımı yönelttim. Tabi ki her gazeteci gibi merak edilen soruyu yönelttim. Reber heyecanlı ve sürekli avucunun içindeki deriyi yüzmeye çalışarak sorumu bekliyor. “Bir öz yönetimden söz ediyorsunuz. Nedir bu öz yönetim? Nasıl bir yaşam inşa etmeyi düşünüyorsunuz?” diyerek ilk soruyu sordum. Reber öz yönetimin neden gerekli olduğunu ve nasıl bir yaşam kuracaklarını tane tane anlatmaya başlıyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sunmuş olduğu bir proje olduğunu dile getiren Reber sözlerine şöyle devam ediyor: “Öz yönetim devlet tarafından da kabul edilmesi gereken demokrasi ayaklarından en önemlisidir. Öz yönetim halkın kendi kendisini yönetebilme iradesini ortaya koyma halidir. Bugün Sur’da, Cizre’de ve Nusaybin’de halk mahalle mahalle öz yönetimini örerek ilerliyor. Halk artık kendi mevzisini yaparak kendi öz savunmasını gerçekleştiriyor. Hepimiz Kürdistan’da yaşıyoruz ve devletin saldırılarını kırmak için bir araya geldik.”

‘Özgür basın susturulamaz’ sloganıyla karşılama

Reber’le yaptığımız kısa röportajın ardından kendisini yaşam içerisinde nasıl bir duruş sahibi diye izlemeye koyuldum. YPS’lilerin yanına geçen Reber herkesi etrafına toplayarak hem espri yapıyor hem de hendek yapma işlemini hızla gerçekleştirmeye koyuluyor. Bir sonraki gün yasak olmadığı halde Sur’un etrafını kuşatılmış halde buluyoruz. İçeriye güçlükle girdiğimizde herkesin bir yerlere koşuşturur halde olduğunu görüyoruz. Herkes sokağa çıkma yasağı ilan edileceğini söylüyor birbirine. Reber bizleri görünce “her an yasak olabilir içerde kalabilirsiniz haberiniz olsun” diye uyarıda bulunuyor. Bir ara hendeğin gerisinde çekim yapmak istediğimiz anda bizi fark etti. Yüksek sesle “Geri çekilin bombaatar atılıyor. Size gelebilir ve bizleri çekmeyin” diye uyarıyor.
Çevresinde bulunan arkadaşları hızla Reber’in yaptıklarını yapıyor, söylediklerini uyguluyor. Artık bulunduğumuz yerin güvenli olmadığını anlıyoruz ve çıkabilmek için yanlarına karşıya geçmemiz gerektiğini söylüyoruz. Reber elindeki ayna ile karşıya baktıktan sonra bize dönüp “3’e kadar sayacağım o anda tek tek eğilerek koşun tamam mı” diyor. Biz başımızı sallıyoruz ve iki gazeteci geçtikten sonra bana sıra geliyor. Tam geçeceğim anda bekletip tekrar kontrol ediyor ve geçmemi söylüyor.  Karşıya geçerken Reber’le birlikte orada bulunanlar “Özgür basın susturulamaz” diye slogan atıyor. Bir anda gülüşmeler başlıyor.
‘Şehit düşen arkadaşıma nasıl cevap olacağım sorusu’
Çatışmaların yoğunlaşması nedeniyle oradan çıkamadık ve yaralanan arkadaşını kucaklayıp getirdiğine tanıklık ettik. Telaş içerisinde bir yandan kanamayı durdururken diğer yandan ambulans çağrılmasını söylüyor etrafındakilere. Yaralanan arkadaşını hastaneye kaldırdıkları an biz de durumu yakından takip etmek için çıktık. Ertesi gün yaralanan kişinin yaşamını yitirdiği bilgisi gelince Reber’in ilk günki şaşkınlığının kalmadığını aksine daha dik bir duruşa büründüğünü gördüm. “Şehit düşen arkadaşıma nasıl cevap olacağım” diyor.

‘Teslimiyete karşı direniş’

Ertesi gün Sur’da yoğun çatışmaların yaşandığı bilgisi geliyor.  Sur’a ilk gittiğimiz andan kaynaklı mahallelere girebiliyoruz. Yine çatışma sesleri ve halkın sokaktan çekilmemiş anlarını kayda alıyoruz. O anda Reber’in yaşamını yitirdiğini öğrendiğimde şu cümleleri kulağımda çınlıyor: “Bizde ağlama, yas tutma yerine direnişi şahlandırmak yoldaşımıza vereceğimiz en önemli cevaptır.” O gün kendi gruplarına “Şehit Avesta Timi” adını verdiler. Avesta timi 109’uncu güne kadar direnmiş ve son grup olarak yaşamlarını yitirmişler. “Teslimiyete karşı direniş demişler” yapılan haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla..