ÇIĞLIKLARIN YANKISI OLMAK…

Günümüz Ortadoğu ‘sun da sürmekte olan 3. Dünya savaşının en büyük sahası Kürdistan olurken topyekun savaşlara karşıda olağanüstü direnişler sergilemeye devam eden Kürt gerçekliği de tarihte gün be gün yeni izler bırakmaktadır. Durum böyle iken kapitalizmin yaratıcıları dünya genelinde toplumun her zerresinde yıkıntı yaratmaya devam ederken, buna karşın hareketimiz Önder APO’nun paradigmasıyla kendi yaktıkları meşalelerinin ışığında yürüyerek yapıcı yol ve yöntemlerle toplumun umudunu arttırmaktadır. Özellikle numune olarak Kürdistan’da başlatılıp bir dünya modeli haline gelecek olan demokratik konfederalizm ile amansızca savaşı verilen ezilen halklara baharı getirecek olan statü dünya genelinde büyük heyecan yaratmaktadır. Halkların bu mücadelesi faşist blokların hazmedememesine ve elbette ki hunharca saldırılarını daha da alevlendirmelerine neden olmuştur. Bu saldırıları basın yoluyla algı operasyonlarından tutalım, ekolojiye özellikle de toplumun inşasında başat rol oynayan toplumun yapı ve mihenk taşı olan kadınlara yönelik vahşice sürdürülmektedir.

Topluma yönelik olan baskılar beraberinde büyük patlamaları da elbette ki getirecektir. Hiçbir devrimde görülmemiş direnişlere şahitlik eden tarihin tekerrürünü bozacak nitelikte mücadele edilmektedir. Ne Sovyet ne de devrim girişiminde bulunan çoğu hareket istedikleri kazanımı elde edememiştir. Çünkü iktidarın tamamen yıkımı için verilmeyen her mücadele mağlubiyete mahkumdur. Durum böyle iken tek çıkış yol ahlaki ve politik toplumla özgür yaşamı inşa savaşıdır. Özgürlük halklar için artık bir mecburiyettir ve kaçınılmazdır. Bilinçlenen halkın devrim kıvılcımları tüm egemen zihniyetlerin korkusu olmaya da devam etmektedir aynı zamanda. Bu mücadelenin öncü gücü olan Kürt halkı, tarihten süregelen bir direniş geleneğini halen yaşatmaktadırlar. Son olarak öz yönetim direnişleriyle halkın özerkliğini ilan etmesinden sonra, emsali görülmemiş saldırılara maruz kalan halk yine direnişi esas alarak çöktürme planlarını boşa çıkartmıştır. Tabi ki de bu planları yeni açığa çıkmış değildir. Her dönem farklı adlandırmalarla halkın iradesini kırmaya, varlıklarının inkarına, devşirmelerle ve daha adını sayamadığımız yüzlerce kirli politikalarının gerçekliğiyle yüzleşmektedir tarih. 1925’lerin Şark ıslahat planı neyse, bugün meşrulaştırılmış yöntemlerle, kendi çıkardıkları yasalarla yasal görülüp halka empoze edilmeye çalışılmaktadır. Özellikle de faşist ordunun önderlerinden olan sabetaycılar tekçilik savunucusu olarak bugün diktatör AKP – MHP bloğunda meyve vererek tek adam rejimini tamamen resmi kılmışlardır. Tutuklamalar, baskı, sömürü tüm bu topyekun yönelimlere verilen cevap mücadele kararlılığı ve özgürlükte ısrarcı bir halk gerçekliğidir.

Tarihsel olarak gelişen bu olaylarda her ne kadar gölge düşürülmeye çalışılsa da mücadelenin diğer adı elbette ki kadınlar olmuştur. Mekan ve konu her ne kadar farklı olursa olsun öz itibariyle direnen kadın gerçekliği her an direnişleriyle tarihin tekerrürünü yaşatmaktadır. 5 bin yıllık erkek egemen zihniyetinden süre gelen varlık dahi sayılmayan kadına can veren bir Önderlik gerçeğine sahip oluşumuz direnmekte ayrı bir ısrar sebebi olmaktadır. Jan Dark, Roza Luxemburg, Mirabel kardeşler , Leyla Qasım,  Zarife ve adını sayamadığımız binlerce kadının çığlığını günümüze taşıyan mücadelemiz, bu çığlıklara cevap olmanın amansız savaşımını vermektedir. Ayrı tarihler olsa da öz olabilmiş bir Rındexan ve Beritanın teslimiyeti kabul etmeyip direnişi esas alışlarını bugün Şengalde uçurum boylarından atlayan kadınlar şahsında tekrar görebilmekteyiz. Düşmanın göğsünde patlayan Zilan’nın Arin’lere direniş çağrısını ve şehir direnişlerinde bu çığlıkların yankısını yaşamsallaştırıp tarihin zafer meşalesini elden ele teslim eden Zeryan, Arjin, Bınevş, Rukenler ve son olarak bulunduğumuz yoğun sürece öncülük edip direniş bayrağını ilerleten Leyla Güven yoldaşın öncülüğü ile başlayan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri, hegemon güçleri daha da çıkmaza koymaktadır. Leyla Güven şahsında başlatılan bu eylem; kadın iradesini, gücünü, değişim dönüşümde kadının ne kadar etkili rol oynadığını ve başarıya giden yolun kadınla kesinleşeceğine bizler tekrar şahitlik etmekteyiz. Özünü bulan ve vurulmuş zincirleri kırabilen her kadının toplumu ne denli değiştirebilip, öncü olabileceklerini her gün yeni bir isimle ama aynı kökle direnişleri ve mücadeleleri ile kanıtlanmış bulunmaktadırlar. Tüm final anlarının değişim ve dönüşümünü sağlayabilmektir kadın olmak. Ve elbette ki özelde de bilinçlenen kadının öz gücüne güveniyle açığa çıkabilecekler tarihe ilmik ilmik zaferi dokuyacak niteliktedir. Kadının özünü tanımak hakikatin yolu olan gerçeğe dokunmakla eş değer niteliktedir. Bu tabi ki var olan zihniyetin kırılması ile mutlaklık kazanacaktır. Bu yüzden Önderliğin kadınlara hep borçlu hissettiği yarım kalan kadın projesini tamamlamada ki başat husus; kadın gerçekliğini tanımak ve köklü ele almakla ve tabi bunun mücadelesinde ısrarcı olup, biçilen misyonun farkındalığını yaşamsallaştırıp, tamamlamakla mümkündür. 21. Yüzyıl’ın kadın özgürlüğünün imzası ile kapatılması umuduyla 2019 baharını Önderliğin Özgürlüğü, Kürdistana statü ve tüm ezilen halkların çağrısına cevap niteliğinde gerçekleşecek olan demokratik konfederalizmin mücadelesini zaferle sonuçlandırmaya, faşizmi yıkmaya ayrıca çığlıkların yankısı olmaya devam etme şiarıyla zaferi taçlandıracağız.

TEKOŞİN ÇAVREŞ

YPS-JIN SAVAŞÇISI